TAV ilk dokuz ayda 88,1 milyon avro net kar açıkladı

TAV Havalimanları yılın ilk dokuz ayına ilişkin finansal sonuçları açıkladı. Şirket bu dönemde önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 56 artışla 355,7 milyon avro ciro elde etti. 

 

Havalimanı işletmeciliğinde Türkiye’nin dünyadaki lider markası TAV Havalimanları yılın ilk yarısında iç hatlarda 16,6 milyon, dış hatlarda 20,6 milyon olmak üzere toplam 37,2 milyon yolcuya hizmet verdi.

 

TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Sani Şener “KOVİD-19 aşı belgesinin uluslararası seyahatler için ekseriyetle yeterli olduğu yeni bir görece normalleşme dönemine girdik. Bu durumun halâ birçok istisnası olsa da, bu istisnaların da zamanla azalacağını düşünüyorum. Üçüncü çeyrekte başlayan bu görece normalleşme dönemi ile birlikte TAV’ın da dış hat yolcusunda önemli artışlar yaşandı. Dış hat yolcusu işimizin en kârlı bölümünü oluşturduğu için bu görece normalleşme ile ciromuzu 2019’a kıyasla önemli ölçüde telafi etmeyi başardık. Mayıs 2021’de portföyümüze eklenen Almatı dahil baktığımızda 2021’in üçüncü çeyreğinde ciromuz 2019’un üçüncü çeyreğinin yüzde 82’sine ulaştı. Aynı oran, Almatı hariç baktığımızda ise, dış hattaki telafiye paralel bir şekilde yüzde 66 oldu.

 

Pandeminin ilk gününden itibaren, devletimizin de büyük katkısıyla giderlerimizde çok önemli tasarruflar yapmayı başardık. Almatı hariç faaliyet giderlerimiz(*) dokuz ayda 2019’un yüzde 44 altında gerçekleşti. Dış hat yolcu trafiğinde yaşanan kuvvetli telafi, gider kontrolü ve Almatı’nın da katkısıyla 2019’un üçüncü çeyreğine kıyasla FAVÖK’te yüzde 79 seviyesine geldik ve önemli miktarda nakit yarattık. Yarattığımız nakitle net borcumuz, 2021’in ikinci çeyreğine kıyasla yüzde 6 oranında azaldı. Tabloya genel olarak baktığımızda çok iyi bir üçüncü çeyrek geçirdiğimizi söyleyebiliriz.

 

Türkiye’deki havalimanlarımız için ikişer yıl süre uzatımı aldığımız ve Tunus’ta yaptığımız borç yapılandırması sayesinde 109 milyon avroluk gelir yazdığımız birinci çeyrek de TAV için oldukça verimli geçmişti. Tunus’tan gelen gelir,  operasyonel kârlılıktaki büyük artış, iştiraklerin performansındaki düzelme ve olumlu kur etkisi sonucunda 2021’in üçüncü çeyreğini 88 milyon avro net kârla kapadık.

 

Üçüncü çeyrekte ayrıca, IFC ve EBRD ile kredi sözleşmelerini imzaladık. Almatı Havalimanı yeni dış hat terminalinin inşası için krediyi dördüncü çeyrekte kullanmaya başlamayı hedefliyoruz. Beş ayda 12,5 milyon avro FAVÖK yaratan Almatı’nın performansından oldukça mutluyuz. Almatı’da mevsimsellik çok düşük olduğu için birinci ve dördüncü çeyrek kârlılığı ikinci ve üçüncü çeyreğe oldukça yakın gerçekleşiyor. Bu açıdan baktığımızda, Almatı’nın genelde üçüncü ve ikinci çeyrekte yoğunlaşan konsolide TAV FAVÖK mevsimselliğini azaltıcı bir etkisi de olacak.

 

Pandemi sırasında ilk önceliğimiz çalışanlarımızın ve konuklarımızın sağlığını korumaktı. Evden çalışma ve aldığımız diğer sağlık tedbirlerimizle bu hedefimize ulaştığımızı düşünüyorum. Girmiş olduğumuz görece normalleşme dönemi kapsamında, yüzde 100’e ulaşmış olan aşılanma oranıyla Holding personelimiz Ekim itibarıyla yeniden ofise döndü. Emekleriyle ve fedakârlıklarıyla böylesine tarihi bir dönemi başarıyla geçirmemizi sağlayan çalışanlarımıza ve bizden desteklerini hiç esirgemeyen hissedarlarımıza ve iş ortaklarımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

KPMG Türkiye’ye altı yeni şirket ortağı

Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık firması KPMG Türkiye, Danışmanlık bölümündeki yeni yapılanmayı altı yeni şirket ortağıyla güçlendirdi.

KPMG Türkiye, yeni şirket ortaklarıyla büyümüye devam ediyor. Danışmanlık Bölümü’nü şirket birleşme ve satın almalarına odaklı “Kurumsal Finansman” ve müşterilerin yönetsel sorunları ile büyüme hedeflerine odaklı “Danışmanlık” olarak ikiye ayıran KPMG Türkiye’de altı isim şirket ortaklığına terfi etti.

Danışmanlık bölümünden Aslıhan Duymaz, Feride Kılıç, Gökhan Mataracı, Murat Sedef, Sezgin Topçu ve Kurumsal Finansman bölümünden Hakan Demirelli, 1 Ekim’den itibaren KPMG Türkiye’de şirket ortağı oldu. KPMG Türkiye’nin şirket ortak sayısı yeni terfilerle 51’e çıktı.

21’inci yüzyılda teknolojinin her sektör için olmazsa olmaz haline geldiğinin altını çizen KPMG Türkiye Başkanı Murat Alsan, “Danışmanlık bölümümüzdeki yeni yapılanma sayesinde tüm iş çözümlerimizin teknoloji danışmanlığı ekiplerimizle birlikte daha baştan uca olmasını sağladık” dedi. Alsan, “Aramıza katılan 304 yeni mezunun ardından yeni başarılar elde etmenin gururunu yaşıyoruz. Her biri alanında uzman altı yeni şirket ortağımızla güç tazeledik. Yeni dönemde de müşterilerimize teknoloji temelli değer katan hizmetler sunmaya devam edeceğiz” dedi.

 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Dünya’da İlk Sismik Teknoloji İle Depremin Etkisi Sıfırlanacak

Ortadoğu, Avrupa, Körfez Bölgesi ve Afrika’dan 29 ülkenin bilişim teknolojisi profesyonellerini bir araya getirecek DCF Veri Merkezi Fuarı, 28 – 30 Ekim tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Girişimci firmaları ve oyuncularını Türkiye’de buluşturacak fuar, Türkiye’nin bölgesel bir veri merkezi konumuna ulaşmasına katkı sağlamaya devam edecek. Fuar, Türkiye ve Avrasya Bölgesi sınırlarında on milyarlarca dolarlık büyüklüğe sahip veri merkezi sektöründe Türkiye’nin kendi verisini kendi içerisinde barındıran bir ülke olmasında önemli bir rol üstlenecek. Dünyada ilk olan ve ilk kez DCF’de sergilenecek sismik sistem sayesinde data merkezleri olası bir deprem durumunda zarar görmeyecek…

Fuarda, bir araya gelecek profesyonellerin yeni teknoloji ile geliştirmiş olduğu eşsiz tasarımlar sunulacak. Dünya’da ve Türkiye’de ilk olma özelliğine sahip teknolojiler sergide yer bulacak.  

DEPREM ESNASINDA VERİLERİ ÇALIŞTIRMAYA DEVAM EDİYOR

Sistem odaları için Deprem Koruma Sistemi – SP6000 Sismik İzolasyon Tablası dikkat çekici tasarımıyla fuarda yer alacak. İleri teknolojiyle geliştirilen ürün, zarar verici şok dalgalarının ve titreşimlerin hareket yolunu ortadan kaldırma veya önemli derecede azaltma özelliğine sahip. Her boyutta teknoloji kabinetinin altına yerleştirilebilen Sismik İzolasyon Tablası, geleneksel yöntemlerden çok daha farklı olan zararlı etki azaltma özelliğiyle üstünlüğünü ispat etmiş bir teknolojiyi sunuyor. Sismik aktivite sırasında zararlı şok ve titreşimi ayırarak hassas elektronik bileşenleri korumak için tasarlanan ürün, diğer tüm çevresel sistemlerin (elektrik, jeneratör gibi) çalışmaya devam etmesi halinde, izole edilmiş ekipman büyük bir deprem sırasında verileri çalıştırmaya ve işlemeye devam ediyor.

DÜNYA’DA BİR İLK DEPREM ETKİSİNİ AZALTAN SİSTEM 

Dünya’da ilk özelliğe sahip teknolojisiyle Sismik Yüzer Döşeme olarak ün kazanan SP9000 ürünü, orta ve büyük ölçekli veri merkezi, deprem önlemleri için çözüm getirme kategorisinde yer alıyor. Yeni teknolojiyi kullanarak deprem etkisini azaltan sismik izolatörlü yükseltilmiş döşeme sistemi, tek bir parça halinde hareket ederek deprem sırasında yıkıcı sarsıntılardan koruyor. 

YERLİ VE MİLLİ SİSTEM İLE VERİ KAYIPLARI ÖNLENİYOR

Türkiye’nin ilk ve tek seri üretimi olan yüzde 100 yerli ve milli Akü İzleme ve Yönetim Sistemi (AİS), kendi alanı çerçevesinde Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu’dan ithal edilen ürünlerin yerini alıyor. Sistem, geliştirdiği teknolojisiyle kritik enerji altyapılarının (Veri merkezi, Havalimanı, Endüstriyel tesis, Marin, Petrokimya) akü kesintisinden kaynaklı kayıpların önüne geçiyor. Uzaktan erişim izni ile her yerden yönetebilme ve kontrol altında tutabilme imkânı sunan AİS ile önleyici faaliyetler zamanında gerçekleştirilerek, iş sürekliliği kesintisiz olarak sağlanıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

“Devlet katkısı BES’e olan ilgideki en önemli itici güç ve güven unsuru”

Bireysel Emeklilik Sistemi'nin 18 yıllık süre içinde Türkiye’de bireysel tasarrufların en önemli adresi haline gelerek iyi kurgulanmış yapısı ve katılımcılara sağladığı nihai fayda anlamında rüştünü ispat ettiğini vurgulayan Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Atilla Benli, "2013 yılında başlayan yüzde 25'lik doğrudan devlet desteği, sistemin büyümesindeki en önemli itici güç ve güven unsuru oldu" diye konuştu.

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) 18 yılı geride bırakmaya hazırlanırken, bugüne kadar geçen süre zarfında 2013 yılında başlayan yüzde 25'lik devlet katkısı, 2017 yılında hayata geçirilen Otomatik Katılım Sistemi (OKS) ve son olarak haziran ayında 18 yaş altı çocuklara da sisteme dahil olma imkânı sağlanması ile birlikte 13 milyon katılımcıya ve 193 milyar TL'lik fon büyüklüğüne ulaştı. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Atilla Benli, "Bireysel emeklilik sistemimiz, Türk halkının tasarruf alışkanlıklarını tabana yayan ve sermaye piyasalarının gelişimine katkı sağlayan en önemli faktörlerden biri konumuna geldi. Ulaştığımız nokta ve devletimizin sisteme olan teveccühünün her geçen gün çoğalıyor olması bizlerin heyecanını daha da artırıyor" dedi. 

Benli, devlet katkısının BES'teki önemine yönelik açıklamalarda bulundu. Bireysel Emeklilik Sistemi'nde 2013 yılından bu yana her 100 TL’lik birikime devletin de 25 TL katkı payı verdiğinin ve bunun da sistemi daha cazip hale getirdiğinin altını çizen Benli, "2013 yılı sistemin büyümesinde milat özelliği taşıyor. BES’in kurulduğu 2003 yılından itibaren ilk on yıllık dönemde sisteme yeni giren katılımcı sayısı yıllık ortalama 310 bin kişi civarında iken2013 yılında hayata geçirilen 25 devlet katkısı uygulaması ile bu sayı yıllık yaklaşık 1 milyona yükseldi. Devlet katkısının oluşturduğu bu radikal artış, OKS’nin hayata geçirildiği 2017 yılına kadar devam ederek yaklaşık 6,6 milyon katılımcı sayısına ulaşıldı” diye konuştu. 

Yüzde 25’lik devlet katkısının dünyada örneği yok

Benli’nin verdiği bilgilere göre: 2013 yılından önce vergi teşviki sunan sistem, yalnızca bordrolu çalışanları hedefleyerek yaklaşık 36 oranında bir kapsayıcılığa sahipti. 2013 yılında getirilen 25 devlet katkısı ile vergi mükellefi olmayan; küçük esnaf, ev hanımı ve öğrenciler gibi bordrosuz katılımcıların da sistemden faydalanması sağlanarak BES’in kapsayıcılığı 85 oranına yükseltildi. 

Benli sözlerine şöyle devam etti: “Devlet katkısı avantajı ile devletimiz sisteme dahil olan istisnasız tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve mavi kart sahiplerine, yatırdıkları katkı payına karşılık başka hiçbir yatırım aracında sunulmayan ve dünyada örneği olmayan yüzde 25 oranında ek katkı sağlıyor. Şunu çok net görüyoruz ki, pandemi koşulları tasarruf etme konusunda bilinçlenmenin artmasında etken oldu ve devlet katkısı ile birlikte BES burada öne çıktı. Bunun yanında 2017 yılında uygulanmaya başlanan, çalışanların maaşlarından alınan katkı paylarına da devlet katkısının verildiği otomatik katılım sistemi ile bugün 6 milyondan fazla çalışan tasarruf etmeye devam ediyor. Aynı şekilde haziran ayında başlayan ve 4 ay gibi kısa bir zaman diliminde 80 bine yakın 18 yaş altındaki çocuğumuzun sisteme girmesi ile 74,7 milyon TL fon büyüklüğü ve 8 milyon TL devlet katkısına ulaşıldı. Ülkemizde 18 yaş altı 24 milyon çocuk ve gencimizin devlet katkısından yararlanmasına imkân tanıyan düzenleme sistemin gelişmesinde çok önemli bir gelişme ve itici bir güç olacak."

BES sunduğu avantajlarla ülke tasarruflarını arttırıyor

Ulusal tasarruf oranlarının artmasının güçlü ve sürdürülebilir bir ekonomi için olmazsa olmaz bir durum olduğuna işaret eden Atilla Benli, "Bireysel Emeklilik Sistemi, hem sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modelinin ön koşulu olan yurt içi tasarruf oranının artırılması hem de ekonomiye uzun vadeli finansman kapasitesi sunulmasını temin ederek sermaye piyasalarının derinleşmesi işlevini gerçekleştiriyor. Bu yönleriyle de bireysel emeklilik sistemi, katılımcılara sunduğu avantajlarla ulusal tasarrufun artırılmasını teşvik etmeye yönelik en somut adım" dedi.  

Sistemdeki Devlet katkısı 23,2 milyar TL'yi aştı

Emeklilik Gözetim Merkezi'nin (EGM) açıkladığı 8 Ekim 2021 verilerine göre; katılımcı sayısının 7 milyona yaklaştığı olduğu BES’te toplam fon büyüklüğü devlet katkısı dahil 178,2 milyar TL, katılımcı sayısının 6,1 milyonu aştığı OKS’de ise fon büyüklüğü devlet katkısı dahil 14,8 milyar TL’ye ulaştı. Sistemin toplamda ulaştığı 193 milyar TL fon içinde devlet katkısı tutarı ise 23,2 milyar TL'yi aştı. Devlet katkısı üst sınırı, brüt asgari ücretin yıllık tutarının yüzde 25'i olup 2021 yılı içinde alınabilecek maksimum devlet katkısı 10 bin 732,50 TL olarak belirleniyor. Devlet katkısı tutarı, katkı payı ödemesinin emeklilik şirketi hesaplarına nakden intikal ettiği tarihi takip eden ay katılımcının hesabına ödeniyor. Bireysel emeklilik devlet katkısı hesaplarında kayıtlı bu tutarların; sistemde en az 3 yıl kalınırsa 15’ine, sistemde en az 6 yıl kalınırsa 35’ine, sistemde en az 10 yıl kalınırsa 60’ına, emekli olma, vefat veya maluliyet durumlarında 100'üne hak kazanılıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sürdürülebilir fon ve tahvillerin payı artacak, Türkiye ortak bir gündemle hareket etmeli

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Genel Sekreteri Serkan Valandova, önümüzdeki dönemde sürdürülebilir fon ve tahvillerin küresel finans piyasasındaki payları giderek artacağını belirterek “Türkiye’nin de bu piyasadan alacağı payı maksimize etmek için çok sayıda kurum ve kuruluşun ortak bir gündem etrafında hareket etmesi gerekli” dedi.

 

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Genel Sekreteri Serkan Valandova, Etki Yatırımı Danışma Kurulu'nun (EYDK) “Birlikten Kuvvet Doğar” temalı konferansında yaptığı konuşmada önümüzdeki dönemde sürdürülebilir fon ve tahvillerin küresel finans piyasasındaki paylarının giderek artacağını belirtti. Valandova, Türkiye’nin bu piyasadan alacağı payı maksimize etmek için çok sayıda kurum ve kuruluşun ortak bir gündem etrafında hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye’de etki yatırımı modelinin gelişmesini ve etki yatırımı ekosisteminin oluşturulmasını sağlamak amacıyla kurulan Etki Yatırımı Danışma Kurulu'nun (EYDK) “Birlikten Kuvvet Doğar” temalı konferansı düzenledi. Konferansta konuşan YASED Genel Sekreteri Valandova, YASED olarak her biri sektörünün küresel düzeyde önde gelen firmaları olan üyelerinin Türkiye ekonomisine olan katkısını yakından takip ettiklerini belirtti. YASED üyelerinin toplam yatırımlar, istihdam, ihracat, Ar-Ge altyapısı üzerinde ciddi katkıları olduğunu kaydeden Valandova, “Ancak etkimizin bununla sınırlı olmadığını da biliyoruz. Doğrudan istihdamın yanında sektörlerde uçtan uca yarattığımız dolaylı istihdam ve birçok sektörde yaratılan pozitif dışsallıklar sağlıyoruz. Tedarik zincirlerimiz aracılığıyla sektörlerin tüm ekosistemine aktardığımız know-how, kurumsal çalışma yaklaşımları ve standartlar getiriyoruz. Çevreye duyarlı teknoloji ve üretim süreçlerinin kullanıma alınmasını sağlıyoruz. Kobilerin, sanayi bölgelerinin, yerleşimlerin ülkeye ve dünyaya bağlanmasına yardımcı oluyoruz. Gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projeleri ile gündem yaratma ve kırılgan kesimlerin desteklenmesine katkı sağlama gibi birçok olumlu etkimiz var. Biz bu etkileri daha sistemli ve kantitatif bir şekilde izlemek, etkiyi en üst düzeye çıkaracak ve işbirlikleri için görünür kılacak şekilde kapasite geliştirmeyi düşündük” dedi.

 

‘SKA’lar hakkında farkındalık yaratmayı hedefliyoruz’

Yakın bir dönemde hayata geçirdikleri Sürdürülebilir Kalkınma Platformu ile çevresel sürdürülebilirlik başta olmak üzere Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) hakkında farkındalığın artırılması ve YASED üyelerinin iyi uygulama örneklerinin yaygınlaştırılması için çaba harcadıklarını kaydeden Valandova, şöyle devam etti: “Dolayısıyla çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim prensiplerini esas alan ve SKA’ların hayata geçirilmesinde finansal bir katalizör görevi ifa eden etki yatırımı, YASED için de öncelikli bir konu. Bu yıl içerisinde resmen kurulan EYDK’nın kuruluş sürecine katkı veren ve bünyesinde temsil edilen kurumlardan biri olmaktan da memnuniyet duyuyoruz. 2015’ten bu yana küresel etki yatırımı yapılan varlıkların hacminin çok yüksek oranlarda gelişim gösterdiğini görüyoruz. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilir fon ve tahvillerin küresel finans piyasasındaki payları giderek artacak. Türkiye’nin de bu piyasadan alacağı payı maksimize etmek için çok sayıda kurum ve kuruluşun ortak bir gündem etrafında hareket etmesi gerekli.”

Valandova son olarak, etki yatırımı ekosisteminin politika çerçevesi ile uygulama araçlarının eşzamanlı olarak geliştiğini, iki alan arasındaki uyum ve koordinasyonun sağlanmasında EYDK’nın önemli bir rol üstlenebileceğini ifade etti.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Hem Bitcoin Hem de Ethereum Rekor Kırdı, Piyasa 2,6 Trilyon Dolara Ulaştı

Kripto para yatırımlarına dair değerlendirmelerde bulunan Huobi Global Araştırma Müdürü Beste Naz Süllü, "Bitcoin 66.956, Ethereum ise 4240 ile tüm zamanların rekorlarını kırdılar." Bitcoin ve Ethereum'un kırdığı rekora dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: "ProShares Bitcoin Strategy ETF bu hafta işlem görmeye başladığından beri, Bitcoin talebinden kaynaklı olarak yönetim altındaki varlıklarda (AUM) 1 milyar dolara ulaşan en hızlı fon haline geldi, ETF’i bile farklı bir rekora imza attı. Bu zamana kadar Bitcoin yükselirken, altcoinler düşüşteydi. Ancak dünkü coşku ardından altcoinler de hareketlendi ve bir aylık bekleyişin ardından yükselişe geçtiler. Bitcoin ETF’inin işleme açılması sonrası önümüzdeki hafta 2 ETF’in daha işleme başlaması bekleniyor. VanEck ve Valkryie ETF’lerinin piyasayı hareketlendirmesi ve daha da hacimlendirmesi beklenebilir. Ancak unutulmamalıdır ki önümüzdeki hafta Fed Dijital Dolar raporunu yayımlayacak. Hazine daha öncesinde kripto paraların sistem işçin tehdit olduğunu söylemiş ve yakın zamanda Stabilcoin ihraççılarına yönelik cezalar kesilmişti. Dolayısıyla rapor içeriğinde kripto para ya da stabilcoinlere ilişkin tehditkar söylemleri yer alırsa bu fiyatlar açısından risk demektir. Buna ek olarak sekiz yıl önce hacklenen Mt.Gox’ın soğuk cüzdanlarından bugünkü değeri ile 9,4 milyar dolar değerinde 141.000 adet Bitcoin ya da fiat para şeklinde dağıtılacak. Bitcoin’lerin piyasaya satış için sürülmesi de kısa vadede ayrı bir aşağı yönlü risk oluşturabilir. Önümüzdeki hafta iki ETF’in de işleme başlaması sonrası risklerin bertarafı halinde Bitcoin 68.000 ve devamında 71.000 Fibo dirençlerine yönelebilir."

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Gülse Birsel’den Ödüllü Genç Bilim Kadınlarına Destek

Kapsamlı ve yenilikçi projeleriyle gelecek vadeden, ilham verici çalışmalarıyla bilime yön veren genç ve yetenekli Türk bilim kadınlarının her biri, 

bilimsel araştırmalarında kullanmak üzere 120.000 TL ödül kazandı. 

 

L’Oréal Türkiye Genel Müdürü Sinem Sandıkçı Gökçen, UNESCO Türkiye Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, yazar ve oyuncu Gülse Birsel’in katılımıyla Four Seasons Hotel Bosphorus’ta gerçekleşen etkinlikte, kazanan bilim kadınları projelerini tanıttı. Ödül töreninde konuşma yapan Gülse Birsel; kadınların kısa bir zaman dilimi içinde pek çok bilim insanı, doktor, avukat, sanatçı, mühendis, mimar, mizahçı çıkardığını,  düşmeyen, dik duran kadınlara herkesi alıştıracaklarını söyledi.

 

L'Oréal Türkiye ve UNESCO iş birliğiyle bu yıl 19. kez hayata geçirilen “Bilim Kadınları İçin” programı kapsamında, ödül almaya hak kazanan 2021’nin genç ve yetenekli Türk bilim kadınları açıklandı. Dr. Eda Aydoğan Güngör, Dr. Gülcihan Gülseren, Dr. Nihal Terzi Çizmecioğlu, Doç. Dr. Saniye Söylemez, araştırmalarında kullanmak üzere L'Oréal Türkiye’den 120.000 TL destek almaya hak kazanan isimler oldu. Genç bilim kadınları, ödüllerini Gülse Birsel’in de Onur Konuğu olarak katıldığı törende aldı. 

“Bu çatı altındaki bilim kadınları şimdiden unutulmaz oldular” 

Etkinlikte genç bilim kadınlarını yalnız bırakmayan ve bir konuşma yapan oyuncu ve yazar Gülse Birsel, bilim kadınları gibi ender bulunan insanlardan bir grupla aynı çatı altında olduklarını söyledi ve ekledi: “Yine ender bulunan bir grup olduğu düşünülen ‘mizahçı kadınlar’ grubundan bir birey olarak, yıllarca aynı şeyleri duyduğumuzdan eminim. Mesela, ‘Bu alan daha çok erkeklerin alanı’, ‘Kadından mizahçı olmaz’, ‘Kadından bilim insanı olmaz’… Sadece bugün burada bu törende bu kadar kişi toplanmış olmamız ve toplanma sebebimiz bile bu cümlelerin sahiplerini yeterince utandırıyordur umarım. Bu çatı altındaki bilim kadınları şimdiden unutulmaz oldular. Hepsinin hayranıyım. Hepsi benim gözümde birer yıldız. L'Oréal Türkiye, bilim kadınları, hepimiz el ele; düşmeyen, dik duran kadınlara herkesi teker teker alıştıracağız!”

“Gelecekle ilgili endişelenmesi gereken, erkekler” 

Marie Curie, Ada Lovelace, Rosalind Franklin gibi kadınların pek çok kaynağa göre dünyanın en önemli 10 bilim insanının arasında sayıldığını belirten Birsel“7000 yıllık eğitim tarihinde sadece bir iki yüzyıldır erkeklere denk eğitim alan, hatta aslında çoğu hala eğitim alamayan bir cinsten bahsediyoruz. Daha kendisini kimin yöneteceğine karar verme hakkı 100 yıldan daha az bir zaman önce verilmiş bir cins, böyle kısa bir zamanda nasıl bir azim ve hızla bu kadar bilim insanı, doktor, avukat, sanatçı, mühendis, mimar, mizahçı çıkardı? Bence bu hızı göz önüne alırsak, gelecekle ilgili endişelenmesi gereken erkekler.” dedi. 

“Bilim Kadınları İçin” Programı, Kız Çocuklarına İleride Birer Bilim Kadını Olmaları için İlham Veriyor

“Bilim Kadınları İçin” projesi hakkında konuşan L’Oréal Türkiye Genel Müdürü Sinem Sandıkçı Gökçen, “Bilime olduğu kadar bilimsel alanlarda cinsiyet eşitliğine de son derece ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz. L’Oréal Grup, 23 yıl önce bir adım attı ve “Bilim Kadınları İçin” programını küresel çapta başlattı. Bu program sayesinde 1998’den beri bilim kadınlarını güçlendiriyor, bilimde üstün başarıyı ödüllendiriyor, yetenekli bilim kadınlarının hak ettikleri bilinirliğini elde etmelerine katkı sağlıyor ve kız çocuklarına ileride birer bilim kadını olmaları için ilham veriyoruz. Türkiye’de 19. yılını geride bırakan ulusal programımızda 118 bilim insanının umut vadeden projelerini desteklemek bizim için çok kıymetliydi. L’Oréal Türkiye olarak dünyada programı en fazla destekleyen 5. ülke konumundayız. 4 yıl art arda olmak üzere, toplam 5 Türk bilim kadınımız, programın global ayağında “Uluslararası Yükselen Yetenek” seçilerek uluslararası platformda Türkiye’nin adını duyurdu. Her biriyle gurur duyuyoruz. Bu yıl ödül almaya hak kazanan genç bilim kadınlarımıza; hayatlarını özverili bir şekilde insanlığa adadıkları ve bizlere geleceğe dair umut verdikleri için teşekkür ediyorum. Yaptıklarıyla birçok genç kız için rol model olacaklarına, genç kızlarımıza bilimi uzmanlık alanı olarak seçmeleri için ilham vereceklerine inanıyorum. Bizimle aynı tutkuyu paylaşan UNESCO’ya da yıllardır süren iş birlikleri için teşekkür ediyoruz.” dedi.

RAKAMLARLA BİLİM KADINLARI

Bilim kadınları dünya çapında çığır açan araştırmalara liderlik ediyor ancak olağanüstü keşiflerine rağmen, kadınlar hala küresel olarak araştırmacıların sadece 29'unu temsil ediyor ve çalışmaları nadiren hak ettiği değeri görüyor. STEM ile ilgili alanlara kayıtlı öğrencilerin yalnızca 35'ini kadınlar oluşturuyor. Bugüne kadar Nobel Bilim Ödülleri’nin sadece 3'ü kadınlara verildi ve Avrupa'daki kıdemli araştırmaların yalnızca 11'i kadınlar tarafından yürütülüyor. Türkiye'de Ar-Ge'nin tüm alanlarında 37, doğa bilimleri ve mühendislik alanında 35, sosyal bilimler ve beşeri bilimlerde 43 oranında kadınlar görev alıyor. Kadınların yaratıcılık ve yeniliğin itici gücü olduğuna inanan L’Oréal Grup, “Bilim Kadınları İçin” programıyla 1998 yılından beri tüm dünyada yetenekli bilim kadınlarının hak ettikleri değeri görmelerine yardımcı oluyor ve gençlere bilim kadını olma yolunda ilham veriyor. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Kripto parada oltaya dikkat!

Banka kredisi ile kripto para yatırımı yapılmamalı…

 

Geleceği tartışma konusu olan kripto para endüstrisi, 2008’de Bitcoin’in başlangıcından bu yana önemli ölçüde ilerleme kaydetti. Fakat kripto para piyasasının sürekli olarak siber saldırılara maruz kaldığını belirten uzmanlar; oltalama yöntemi, fidye yazılım saldırıları ve saadet zinciri gibi yöntemlerin yatırımcıları tehdit ettiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, her 40 saniyede 1 oltalama yöntemi ile saldırı gerçekleştiğini vurguluyor ve banka kredisi çekilerek kripto para yatırımı yapılmamasını tavsiye ediyor. 

Üsküdar Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Özekes, gerçekleşen vakaları örnek göstererek kripto para yatırımının güvenilirliği konusunda değerlendirmelerde bulundu ve önemli tavsiyeler paylaştı.

 

Saldırılar güvenlik açıkları olduğunu gösterdi 

 

Kripto para endüstrisinin 2008'de Bitcoin'in başlangıcından bu yana önemli ölçüde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Serhat Özekes, “Blokzincir teknolojisindeki gelişmeler, kullanıcılara mahremiyet sağladı ve merkezi olmayan finans (DeFi) hareketi muazzam bir şekilde büyüdü. Ancak, kripto para endüstrisinin artan bu popülerliği nedeniyle siber saldırıların da hedefinde olması ve geçtiğimiz yıllarda başarılı olan bazı saldırılar, bu sektörde bazı güvenlik açıklarının olabileceğini görmemizi sağladı.” dedi. 

 

Kripto paralar siber saldırıların hedefinde 

 

2018 yılında Japon Coincheck firmasından 530 milyon dolar değerinde 500 milyon NEM coinin çalınarak 19 farklı hesaba aktarıldığını hatırlatan Özekes, “Sadece 2019 yılında toplam 292 milyon dolar değerinde 12 büyük kripto para hırsızlığı gerçekleşti. Aralık 2020’de 1.5 milyon üzerinde kullanıcısı olan İngiltere merkezli kripto para borsası EXMO uğradığı siber saldırı sonucunda toplam varlıklarının yüzde 5'ini kaybettiğini ve farklı miktarlarda BTC, XRP, ZEC, USDT ve ETH çalındığını açıkladı. Ağustos 2021’de ise merkeziyetsiz finans platformu olarak faaliyet gösteren Poly Network, hackerların hedefindeydi ve yaklaşık 600 milyon dolar değerinde Etherium ve altcoinler saldırganların hesabına geçirildi.” ifadelerini kullandı.

 

Saadet zincirlerine dikkat!

 

Siber saldırılara ek olarak, kripto para piyasasında dolandırıcılık ve aldatmaca olaylarının da yaşandığını belirten Özekes, “Alıcılar ve satıcıların, çevrimiçi kripto para ticareti yapabileceği borsalardan bazıları sahte olabiliyor. Ünlü İtalyan dolandırıcı Charles Ponzi’den adını alan ponzi şeması saadet zinciri örnekleri de yaşanabiliyor. Bitcoin’e alternatif bir kripto para olarak ortaya çıkan OneCoin, 2014-2016 yılları arasında dünya çapında yaklaşık 3 milyon kişiyi 4 milyar dolar dolandıran en büyük kripto para saadet zincirlerinden biri olarak kabul ediliyor.” dedi.

 

Fidye yazılımı saldırıları yüzde 311 arttı

 

Prof. Dr. Serhat Özekes, küresel koronavirüs salgınının çevrimiçi yasadışı faaliyetlerde de bir patlamaya sebep olduğuna dikkat çekti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Birleşmiş Milletler, bu dönemde internet üzerinden işlenen suçlarda yüzde 600'den fazla artış olduğunu ve her 40 saniyede bir oltalama (phishing) saldırısı gerçekleştiğini duyurdu. Oltalama türündeki siber saldırılar kripto para yatırımcılarını da artık daha çok tehdit ediyor. Fidye yazılımı saldırılarının temel ayağı olan oltalama saldırında yatırımcılar kullandıkları sanal para borsası veya dijital cüzdan firmasına ait sahte bir e-posta alıyor. Bu e-postadaki bağlantıya tıklanarak kripto para borsasını temsil eden sahte bir web sayfasına yönlendirme sağlanmasının ardından kullanıcı ve şifre bilgilerinin girilmesi durumunda tüm yatırım kontrolü siber korsanların eline geçebiliyor. Blockchain analitik firması Chainalysis, kripto para tabanlı suçlar incelendiğinde 2020 yılında 2019 yılına kıyasla fidye yazılımı saldırılarının yüzde 311 oranında arttığını raporladı.”

 

Saldırılara karşı tedbir alınması mümkün

 

Tüm bu örnekler incelendiğinde kripto para endüstrisinde çeşitli güvenlik açıklarının varlığından söz edilebileceğini belirten Özekes, “Siber saldırılar, dolandırıcılık, oltalama gibi yöntemlerle bu sistemin ve kullanıcılarının zafiyetleri ve zayıflıkları somut olarak gün yüzüne çıktı. Bu güvenlik açıklarından ve yaşanan bu olaylardan edinilen tecrübeyle gerek teknoloji geliştiricileri tarafında gerekse de kripto para kullanıcıları tarafında çeşitli tedbirler alınması mümkün. Bu tedbirler alındığı takdirde kripto para endüstrisi daha güvenilir bir yöntem olarak değerlendirilebilir.” dedi.

 

Kripto para kullanıcıları 3 gruba ayrılıyor

 

Kripto para kullanan kişilerin üç grup altında incelenebileceğini ifade eden Özekes, “İlk gruptaki kişiler Bitcoin gibi kripto para birimlerinin geleceğin para birimi olacağına inanıyorlar ve daha da değer kazanmadan satın almak için yarış içerisine giriyorlar. İkinci gruptakiler kripto para birimlerinin arkasındaki teknoloji olan blokzincir yapısına güveniyorlar, merkezi olmayan işlem ve kayıt sisteminin geleneksel ödeme yöntemlerinden daha güvenli olduğuna inandıkları için bu para birimini kullanmaya çabalıyorlar. Son gruptakiler ise anlık değer artışlarından para kazanmayı hedefliyorlar ve kripto para birimlerini gelir kaynağı ve yatırım aracı olarak görüyorlar.” diye konuştu.

 

Bu tavsiyelere dikkat!

 

Prof. Dr. Serhat Özekes, ülkemizde de çoğunlukla yatırım aracı olarak görülen kripto paralar ile ilgili dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

 

– Kenarda duran ve kaybedilse de olumsuz etkisinin çok olmayacağı bir miktarla yatırım yapılmalı,

 

– Kripto para piyasasındaki ani dalgalanmalar, fiyat düşüşleri kredinin geri ödenmesini riske atacağından banka kredisi çekilerek yatırım yapılmamalı,

 

– Yatırım yapılan kripto paranın whitepaper adı verilen tanıtım yazısı, kullandığı blokzincir teknolojisi, projenin geliştirici ekibi, diğer kripto para projelerinden farklı olarak sunduğu yenilikler, daha önce siber saldırıya maruz kalıp kalmadığı gibi konularda bilgi verdiği için mutlak incelenmeli,

 

– Her yatırımın bir dizi riskle birlikte geldiğini unutmadan az riskle yüksek kar teklifi sunulduğunda yanlış bir şeyler olabileceği düşünülmeli,

 

– Yatırım getirisinin pazar durumuna bağlı olarak dalgalandığını unutmadan tutarlı getirili yatırım tekliflerine karşı daima dikkatli olunmalı,

 

– Kripto para piyasasında dolandırıcılık, aldatmaca (ponzi şeması), siber saldırılar ve oltalama olayları yaşandığının bilincinde olarak tedbirli davranılmalı.

 

Giderilmesi gereken endişeler var

 

Kripto para birimi geleceğinin bir tartışma konusu olduğunu belirten Prof. Dr. Serhat Özekes, “Kuşkusuz küresel bir fenomen haline geldi ancak bu büyüyen teknoloji hakkında öğrenilecek çok şey var. Yasaklanmadan veya hayatın bir parçası olmadan önce dikkate alınması gereken birçok parametre ve giderilmesi gereken endişe var. Bitcoin ve diğer kripto paraların destekçileri, bunların herhangi bir hükümete, herhangi bir devlete veya kuruma bağlı olmadıkları için geleneksel fiziksel para birimlerinden çok daha üstün olduğunu iddia ediyorlar. Eleştirmenlerin veya savunucuların söylediklerine bakılmaksızın, hala gelişen bir teknoloji olduğu için net bir öngörüde bulunmak oldukça zor.” diye konuştu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Laska’dan İklim Krizine, Fosil Yakıt tüketimine, CO2 Emisyonlarına ve Atık Sorununa Karşı Çevreci Ürünler

Yenilikçi, çevre dostu ve sürdürülebilir üretim anlayışıyla ömrünü tamamlamış lastikleri ileri dönüştüren ve katma değeri yüksek hammaddeler olarak onları ekonomiye geri kazandıran Laska; bir yandan yerel yönetimlere atık yönetimi noktasında destek olurken diğer bir taraftan temiz ürünleriyle müşterilerinin karbon ayak izini küçültüyor.

Zorlu Holdingin ana partnerliğinde gerçekleşen, toplumsal ve çevresel fayda üreten girişimlerin desteklenmesi kapsamında etki hızlandırıcı programı imece impacte katılmaya hak kazanan 7 sosyal girişimden biri olan Laska, program kapsamında yarattığı sosyal etkiyi Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın desteği ile BctA ekibi tarafından hazırlanan etki raporu’ aracılığıyla ölçeklendirdi. Çevre dostu üretim ve döngüsel ekonomi politikalarıyla iş modelini kuran Laska, sahip olduğu yüksek teknoloji ve inovatif üretim anlayışı ile 

atık lastiklerin ileri dönüşümünü gerçekleştiriyor.

 

Atık lastiklerden yenilenebilir yakıt ve karbon siyahı olmak üzere katma değeri yüksek ve temiz iki ayrı hammadde elde eden Laska’nın faaliyetlerine dair açıklamada bulunan kurucu ve CEO Onur Güdüdünya çapında her yıl ortalama 1.5 milyar atık lastiğin ortaya çıktığını belirterek Türkiyede bu sayının 20-25 milyon arasında olduğuna dikkat çekiyor. 

 

Üstelik bu verilerin artan nüfusa ve talebe bağlı olarak her yıl yüzde 1 büyüme oranıyla arttığının altını çizen, atık lastikleri özellikle otomotiv endüstrisinde hammadde olarak kullanılabilecek şekilde dönüştürdüklerini belirten Güdü, şu ifadeleri kullandı: Yüzde 100’ünü yüksek verimlilikle farklı çıktılara dönüştürdüğümüz atık lastiklerden pazara sunmak üzere karbon siyahı, yenilenebilir yakıt ve çelik elde ediyoruz. Ana işlemlerimiz öncesinde elde ettiğimiz saf çelik doğrudan demir-çelik endüstrisine sunuluyor. Kauçuk ve plastik endüstrisinde hammadde ve katkı maddesi olarak kullanılan karbon siyahımızın otomotiv sektöründe de geniş bir kullanım alanı var. Bu noktada özellikle sürdürülebilir ve çevreci olması sebebiyle otomotiv sektörünün geri kazanılmış karbon siyahına talebi ise görünürdür. Bu alanda özel sektördeki bazı firmalar ile süregelen iş birliklerimiz var. 

 

Bir diğer ürünümüz olan yenilenebilir yakıtımız ise doğrudan elektrik enerjisine dönüştürülüp piyasaya sürülebilir, ana endüstri alanlarında kullanılan fosil yakıtların yerini alabilir ve   kimya endüstrisinde yaygın olarak kullanılabilir. Yaptığımız dönüşüm ve elde ettiğimiz ürünlerle benimsediğimiz döngüsel ekonomi anlayışını kullanarak atık lastikleri çevresel bir sorun ve ekonomik bir kayıp olmaktan kurtarıyoruz. 

Diğer tarafan atık lastik dönüşümü ile elde ettiğimiz çevre dostu ve sürdürülebilir üretim anlayışının çıktısı olan ürünlerimiz ile müşterilerimize temiz ürün tedariği sağlıyoruz . Ürünlerimizi geleneksel üretim yöntemlerinin aksine fosil yakıtlardan değil atık lastiklerden elde ederek fosil yakıtlardan kaynaklı maliyetin ve çevresel sorunların önüne geçmiş oluyoruz. Bu sayede geleneksel üretim yöntemlerinin sebep olduğu iklim değişikliği, küresel ısınma, doğal kaynakların kirliliği gibi telafisi mümkün olmayan çevresel sorunların   ve bunların tetiklediği ekonomik problemlerin çözümüne yenilikçi üretim anlayışımız ve elimizdeki yüksek teknoloji ile katkı sağlıyoruz.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Garanti BBVA ve TURMEPA iş birliğiyle gerçekleşen Mavi Nefes Projesi eğitimleri başladı

Garanti BBVA ve DenizTemiz Derneği/ TURMEPA, deniz kirliliğini önlemek adına Marmara Denizi’nde atık yüzey temizliği ve bölge illerinde deniz temizliği konusunda farkındalık eğitimlerini kapsayan Mavi Nefes Projesi’ni geçtiğimiz ay hayata geçirdi. Projenin önemli bir ayağı olan eğitimler ise 18 Ekim’de Kocaeli’nde başladı. Projeyle Marmara Bölgesi’nde 7 ilde 60 bin öğrenci ve 4 bin öğretmene ulaşılması hedefleniyor.

 

Mavi Nefes Eğitim Projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullarda okuyan öğrencilere ve öğretmenlere denizlerin önemi, deniz ekosisteminin korunması, sıfır atık ve sürdürülebilir su kaynakları için bireysel sorumlulukları aktarılacak. Bölgeye özel hazırlanmış eğitim sunumları, dijital oyunlar, kısa filmler ve farkındalık faaliyetleriyle özellikle öğrenciler, öğretmenler ve çarpan etkisiyle bölge halkının bilgilenmesi sağlanacak. Çevrimiçi eğitimlerin yanı sıra Mavi Nefes eğitim otobüsüyle de Kasım ayı içerisinde çocuklarla atölyeler düzenlenecek. Kocaeli’nin yanı sıra Marmara Bölgesi’nde İstanbul, Tekirdağ, Yalova, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale’de, 60 bin öğrenci ve 4 bin öğretmene ulaşılması hedeflenen eğitimlerle 3 yıl süresince deniz temizliği konusunda bölgesel farkındalığın artırılması sağlanacak.

 

Konuyla ilgili bilgi veren Garanti BBVA Genel Müdürü Recep Baştuğ, “Garanti BBVA olarak, sürdürülebilir kalkınma, iklim krizi ve eşitsizliklerle mücadele 15 yıldır en temel önceliklerimizden biri oldu. Çevrenin korunmasına yönelik, ülkemizde ve dünyada üzerimize düşen görevleri yapmaktan geri durmuyor bilakis bu konuda iş dünyasının dönüşümüne öncülük etmekten mutluluk duyuyoruz. Sürdürülebilirlik politikamız ve iklim kriziyle mücadele kapsamında bir adımı da deniz ekosistemini etkileyen müsilaj sorunu çözümüne destek olmak üzere attık. Kısa bir süre önce TURMEPA ile birlikte duyurduğumuz Mavi Nefes Projemizin çok önemli bir adımı olan eğitimlere de başladık. Denizlerimizin temizlenmesi için deniz temizliği konusunda gelecek nesillerin eğitilmesini ve farkındalığın artırılmasını son derece önemli görüyoruz. Çünkü bu konuda bilinç oluşturmadan sonuç almak güç. Banka olarak üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki bu çok değerli projeyle Marmara Denizi’ndeki ekosistem başta olmak üzere gelecek kuşaklara daha temiz denizler bırakmaya katkı sunacağız.” dedi. 

 

TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu, “Biz TURMEPA olarak denizi temizlemenin en kolay yolunun onu kirletmemeyi öğrenmek olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin her yerine ulaşmaya, verdiğimiz eğitimlerle denizi sevdirmeye ve denizlerimizi koruma bilincini aşılamaya çalışıyoruz. Mavi Nefes Eğitim Projemiz kapsamında da Marmara Bölgesi’ndeki 7 ilimize gideceğiz: Kocaeli, Bursa, Tekirdağ, Çanakkale, Yalova, Balıkesir ve tabii ki İstanbul. Online eğitimlerle 60 bin ortaöğretim öğrencisine ve 4 bin öğretmene ulaşmayı hedefliyoruz. Eğitimlerin yanı sıra ilk defa Mavi Nefes Eğitim Otobüsümüz yola çıkıyor. Bu yıl önce Kocaeli, sonra İstanbul Anadolu Yakası (Üsküdar-Kadıköy) ve Bursa’da olacağız. Gelecek yıl Tekirdağ, İstanbul Avrupa Yakası ve Çanakkale ve 3. yılımızda da Yalova ve Balıkesir’de olacağız. Her ilimizde birer hafta, İstanbul’da ise 2’şer hafta Mavi Nefes Otobüsümüz şehirlerin önemli merkezlerinde sizlerle olacak. Otobüste ve otobüs önünde kurulacak alanda etkinlikler yapılacak. Otobüs içerisinde ise Sıfır Atık Mavi bilincini kazandırmak amacıyla Üretim Becerileri Atölyesi ve Robotik Kodlama Atölyesi gerçekleştireceğiz. Böylece çocuklarımızın denizleri korumak için teknolojinin olanaklarından faydalanarak kendi projelerini geliştirmelerini sağlayacağız.” diye belirtti. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı